Unutuşun Mimarisi: Namibya ve Yas Yönetimi
Uluslararası ahlaki düzenin, soykırım kurbanlarına hizmet etmediği, aksine onu inşa edenlerin çıkarlarına hizmet ettiği iddia ediliyor. Bu durum, Namibya'dan yapılan bir gözlemle destekleniyor. Yazar, yaşadığı yerde uygulanan hukukun kendisine yazılmadığını, ancak buna rağmen içinde yer aldığını belirtiyor. Asıl sorunun, bu sistemin neden bu şekilde inşa edildiği, kimlere hizmet ettiği ve yas yönetimi adı altında adaletin nasıl sağlandığı olduğu sorgulanıyor. Küresel düzenin savunucuları, sistemin kusurlu ama geliştirilebilir olduğunu savunurken, Nürnberg Mahkemeleri'nin bireysel sorumluluğu kurduğu ve bunun önemli bir fark yarattığı belirtiliyor. Ancak asıl soru, bu kurumların ne ürettiğidir. 2021'de ABD'nin Ermeni Soykırımı'nı 106 yıl sonra tanıması ve Almanya'nın Namibya'daki soykırımını kabul ederek 30 yıl boyunca 1,1 milyar Euro teklif etmesi ancak 'tazminat' kelimesini reddetmesi örnek veriliyor. Her iki hükümetin de anlaşmayı 'halledilmiş' ilan etmesi eleştiriliyor. Yazar, failin zaman çizelgesini dikte ettiği ve sistemin tam da amaçlandığı gibi çalıştığı görüşünde. 'Özür dilemenin denetimin alternatifi olduğu' 'itiraf ekonomisi' eleştiriliyor. Bu sistemin, çalınan servet, toprak veya gücün geri dönmesini engellediği, failin vicdanını temizlediği, mağdurun ise bir törenle yetindiği ifade ediliyor. Uluslararası düzenin, ahlaki ilerlemenin kanıtı olarak süreci gösterdiği, ancak gerçek hesap verebilirliğin, sömürgeci zenginliğin Batı sanayisini nasıl inşa ettiğini ve nesiller boyunca nasıl katlandığını izlemesi gerektiği belirtiliyor. Sistemin, hesaplamanın imkansızlığından değil, bu hesaplamanın imparatorlukların ekonomik temellerini tehdit etmesinden dolayı bu tür bir süreç sunmadığı savunuluyor. Sistem, maddi bir ödemeyi kaldıramayacağı için sembolik pişmanlık sunduğu iddia ediliyor.
Namibya'dan yapılan bu analiz, uluslararası hukukun ve ahlaki düzenin, sömürgeci geçmişin travmalarını ve adaletsizliklerini ne ölçüde telafi edebildiği konusundaki derin çelişkileri ortaya koymaktadır. Soykırım ve sömürgecilik gibi tarihsel adaletsizliklerin 'itiraf ekonomisi' çerçevesinde sembolik jestlerle geçiştirilmesi, gerçek hesap verebilirliğin önündeki engelleri göstermektedir. Almanya'nın Namibya'daki soykırım için teklif ettiği tazminatın 'tazminat' olarak adlandırılmaması ve Herero ve Nama toplulukları tarafından reddedilmesi, bu tür anlaşmaların yüzeyselliğini ve mağdurların gerçek beklentilerini karşılamadığını göstermektedir. Yazarın 'unutuşun mimarisi' ve 'itiraf ekonomisi' kavramları, uluslararası sistemin, tarihsel adaletsizliklerin maddi sonuçlarından kaçınarak, sembolik özürlerle vicdanları rahatlatma eğilimini eleştirmektedir. Gerçek hesap verebilirlik, sadece geçmişte yapılan hataların kabul edilmesiyle sınırlı kalmamalı, aynı zamanda sömürgecilikten kaynaklanan ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin giderilmesine yönelik somut adımları da içermelidir. Bu, uluslararası düzenin daha adil ve eşitlikçi bir yapıya kavuşması için zorunlu bir adımdır.
📌 Kaynak
Bu haber XML kaynağından derlenmiştir. Tamamı için orijinal habere gidin.
Orijinal haberi oku →