İngiltere'de Öğrenme Güçlüğü Çeken Yetişkinlerin Yarısından Fazlası 65 Yaşını Görmüyor
İngiltere'de yapılan bir rapora göre, öğrenme güçlüğü çeken yetişkinlerin yarısından fazlası 65 yaşını göremeden hayatını kaybediyor. Bu oran, genel nüfus için yüzde 15 civarında. NHS İngiltere tarafından yaptırılan ve LeDeR (Öğrenme Güçlüğü Ölüm İncelemesi) olarak bilinen rapor, 2021-2024 yılları arasındaki ölümleri inceledi. Rapora göre, öğrenme güçlüğü olan bireyler ortalama olarak genel nüfusa göre 19 yıl daha erken yaşta ölüyor.
Hükümet sözcüsü, bakım hizmetlerini iyileştirmek için "önemli adımlar" atıldığını ve bakanların öğrenme güçlüğü ile otizmli bireyler için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. LeDeR bulgularının "çarpıcı" olduğu ifade edilirken, öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin kurduğu Staying Alive and Well grubu ise "çok fazla insanın çok genç yaşta öldüğünü" ve bunun "manşet haberi" olması gerektiğini vurguladı.
Raporda, zatürre veya epilepsi gibi tedavi edilebilir durumlar sonucu önlenebilir ölümlerin oranının 2021'de yüzde 46 iken 2024'te yüzde 39'a düştüğü ancak genel yetişkin nüfusunun neredeyse iki katı olduğu belirtildi. 2015 yılında kurulan LeDeR incelemesi, öğrenme güçlüğü ve otizm spektrumundaki bireylerin yüksek ölüm oranlarını araştırmayı amaçlıyor. King's College London tarafından hazırlanan raporun, gelecekteki verilerin farklı bir formatta sunulacağı teyit edildi.
İngiltere'de öğrenme güçlüğü çeken bireylerin erken yaşta hayatını kaybetme oranlarının yüksekliği, sağlık sistemlerinin bu hassas gruplara yönelik sunduğu hizmetlerin etkinliği ve erişilebilirliği konusunda ciddi soruları gündeme getiriyor. Raporun, tedavi edilebilir hastalıklardan kaynaklanan önlenebilir ölümlerin oranında bir düşüş olduğunu belirtmesi olumlu bir gelişme olsa da, bu oranın genel nüfusa kıyasla hala iki katı olması, sistemik sorunların devam ettiğini gösteriyor. Hükümetin "önemli adımlar" attığına dair açıklamaları, bu tür raporların yarattığı kamuoyu baskısını yönetme çabası olarak görülebilir. Ancak, ölüm oranlarındaki bu belirgin fark, sadece bakım hizmetlerinin iyileştirilmesiyle değil, aynı zamanda bireylerin sağlık hizmetlerine erişimindeki engellerin kaldırılması, ayrımcılıkla mücadele edilmesi ve sağlık profesyonellerinin bu özel ihtiyaçlara yönelik farkındalığının artırılması gibi daha köklü çözümler gerektiriyor. Yapay zeka ve veri analizi gibi teknolojilerin, risk altındaki bireylerin erken tespitinde ve kişiselleştirilmiş bakım planlarının oluşturulmasında potansiyel sunduğu düşünüldüğünde, gelecekteki raporlama formatlarının bu teknolojik gelişmeleri ne ölçüde entegre edeceği merak konusudur.
📌 Kaynak
Bu haber XML kaynağından derlenmiştir. Tamamı için orijinal habere gidin.
Orijinal haberi oku →